ENERJİ ALANINDA TÜRKİYE – AFRİKA İLİŞKİLERİ | Enerji ve Maden Dergisi

ENERJİ ALANINDA TÜRKİYE – AFRİKA İLİŞKİLERİ

31 Ocak 2016
Comments 0

Etiketler , , , , ,

aykut_enginAfrika kıtası, 21. yüzyılda, küresel sahnede ağırlığı giderek artan bir aktör olarak değerlendirilmektedir. Afrika’nın, dünyanın en büyük ikinci kıtası olarak 30 milyon kilometrekarelik alanı, zengin doğal kaynakları ve insan kapasitesi ile 21. yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslararası sistem içerisinde daha etkin rol oynaması ve uluslar arası arenadaki gelişmeleri daha fazla etkilemesi beklenmektedir. Son on yıl içinde dünyanın en hızlı büyüyen on ekonomisinden altısı bu kıtadadır. Dünya Bankası verilerine göre, son beş yılda Kıta’da petrol gelirlerine dayalı olmayan yıllık ortalama büyüme oranı %5,4’dür.

Afrika Kalkınma Bankası tarafından hazırlanan çalışmada, 2010-2060 yılları arasında kıtada kişi başına düşen gelirin 1,667 dolardan 5,600 dolara ulaşacağı, orta sınıfa mensup vatandaşların oranının %34’den %42’ye yükseleceği, bugün 56 yıl olan ortalama yaşam süresinin de 70 yıla yükseleceği yönünde tahminlere yer verilmektedir. Bugün 1 milyarı aşan nüfusu ile dünya nüfusunun %15’ine ev sahipliği yapmakta olan Afrika’nın, 2030’da 1,6 milyarlık nüfusa ulaşması ve dünya nüfusunun %19’unu oluşturması beklenmektedir. 2010 yılında toplam nüfusun %40’ını şehirlerde ikamet edenler oluştururken, bu oranın 2030’a kadar %50’ye ve 2060 yılına kadar da %65’e ulaşacağı kaydedilmektedir. Benzer iyileşme demokrasi ve siyasi istikrar deneyiminde de görülmektedir. Soğuk Savaş sona erdiğinde Afrika’da, işleyen demokratik düzene sahip ülkelerin sayısı beşe varmazken bugün değişik yoğunluklarda olmak üzere düzenli seçimlerle iktidarın el değiştirdiği ülke sayısı Kıta ülkelerinin yarısına ulaşmıştır. Savaş ve iç çatışmalar önemli oranda azalmıştır. Askeri darbeler bakımından 1960-1990 döneminin ortalaması her on yıl için 20 iken, 1990’dan günümüze kadar olan dönemde söz konusu ortalama 10’a düşmüştür. Uluslar arası platformlarda da Afrika’nın sesi bir bütün olarak daha fazla duyulur hale gelmiştir. Birleşmiş Milletler’den sonra üye sayısı ve uluslararası etkinliği bakımından öne çıkan uluslar arası örgüt mahiyetindeki Afrika Birliği, “Afrika sorunlarına Afrika çözümleri” üretmeye çalışmakta ve politikalarında bu ilkeyi esas almaktadır. Afrika Birliği’nin giderek artan bir yoğunlukta, üyelerine yön gösteren, rehberliği aranan ve diğer uluslararası aktörler tarafından itibar edilen bir örgüt konumuna geldiği görülmektedir. Bununla birlikte, azgelişmişlikten ve yoksulluktan kaynaklanan pek çok sorununa henüz kalıcı ve kapsayıcı çözümler getirememiş olan Afrika kıtasının sunduğu tablo pek çok olumsuz unsuru da içinde barındırmaktadır. Afrika’da iç çatışma, darbe, terörizm, aşırı şiddet gibi istikrarsızlık unsurları, demokratikleşme sürecinde yaşanan sıkıntılar, yoksulluk ve aşırı nüfus artışı, kaynakların yetersizliği ve etkin kullanılamaması, bunların sağlık ve eğitim hizmetlerinde yol açtığı ciddi aksamalar, salgın hastalıklar ve göç gibi sorunlar halen çözüm beklemektedir. Bazı karşılaştırmalar yapmak gerekirse, aşağıdaki saptamalar Sahra Güneyi Afrika’nın azgelişmişlik ve yoksulluk durumunun ciddiyetini göstermektedir.

(Kaynak: Dünya Bankası 2014 verileri)

Dünya Ortalaması Afrika Ortalaması
Nüfus (milyon) 7.043,9 911,5
Nüfus artış oranı % 1,1 % 2,7
Kişi başına düşen yıllık ortalama gelir 10.178 ABD Doları 1.350 ABD Doları
Ortalama yaşam süresi 71 yıl 56 yıl
İlköğretimi tamamlama oranı % 91 % 69
HIV hastalarının oranı (15-49 yaş arası) % 0,8 % 4,7
Düzenli su kaynağına ulaşabilen nüfus oranı % 89 % 64
Düzenli sağlık hizmetine ulaşabilen nüfus oranı % 64 % 30
Kişi başına enerji tüketimi (kg petrol eşdeğeri) 1.890 681
Kişi başına elektrik tüketimi (kW saat) 3.044 535
Gayrisafi hâsıla (milyar ABD Doları) 72.496 1.290

Türkiye – Afrika İlişkileri

Türkiye’nin Afrika kıtası ile ilişkilerini geliştirmeye başlaması yakın geçmişe dayanmaktadır. Afrika ülkeleriyle son yıllarda gelişen ilişkilerimiz Türk dış politikası için bir başarı öyküsüdür. 1998 yılında başlayan Afrika’ya Açılım Politikası süreci bugün başarıyla tamamlanmış ve ticaret hacminden siyasi diyalog mekanizmalarına, eğitim faaliyetlerinden ekonomik yatırımlara kadar birçok alanda hızlı ilerleme sağlanmıştır. Böylece, Osmanlı’dan günümüze kadar bir Afro-Avrasya (Avrupa-Asya-Afrika) ülkesi olan Türkiye, 21. yüzyılın gerçekleriyle uyum içerisinde Afrika politikasında yeni bir döneme girmiştir.

Afrika Ortaklık Politikamızın amaçlarını, Afrika kıtasında barış ve istikrarın tesisine katkıda bulunmak; Afrika ülkelerinin siyasi, ekonomik ve sosyal kalkınmalarına yardımcı olmak; bu amaçla, siyasi, ekonomik, ticari, insani yardım, yeniden yapılanma, güvenlik, kamu diplomasisi ve arabuluculuk alanlarında karşılıksız yardımda bulunmak; Afrika’nın kaynaklarının Afrikalılara yarar sağlayacak şekilde geliştirilmesine katkı sunmak; ikili ilişkilerimizi eşit ortaklık ve karşılıklı fayda temelinde geliştirmek olarak sıralayabiliriz.

“Mayıs 2009’da 7’si Sahraaltı Afrika’da olmak üzere Kıta’da toplam 12 Büyükelçiliğimiz bulunmaktayken bugün bu sayı 39’a yükselmiştir. 2009 yılında Tanzanya ve Fildişi Sahili’nde, 2010 yılında Kamerun, Gana, Mali, Uganda, Angola ve Madagaskar’da, 2011 yılında Zambiya, Mozambik, Moritanya, Zimbabve, Güney Sudan, Somali ve Gambiya’da, 2012 yılında Nijer, Namibya, Burkina Faso ve Gabon’da, 2013 yılında Çad, Gine, Eritre ve Cibuti’de Büyükelçiliklerimiz açılmıştır. 2014 yılında ise Kongo Cumhuriyeti, Ruanda, Botsvana ve Benin’de Büyükelçiliklerimiz faaliyetlerine başlamışlardır.” Afrika ülkeleri de Ankara’da açtıkları Büyükelçiliklerle, Afrika’ya açılım politikamızla atılan adımların karşılıksız kalmadığını göstermişlerdir: “2008 başında 5’i Sahraaltı Afrika olmak üzere 10 Kıta ülkesinin Ankara’da Büyükelçiliği mevcutken, bu sayı 2008 yılında Somali, 2010’da Gambiya ve Moritanya, 2011’de Uganda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti, 2012 yılında Angola, Kenya, Cibuti, Nijer, Güney Sudan ve Gana, 2013 yılında Ruanda, Gine, Kongo, Benin, Fildişi Sahili, 2014 yılında ise Zambiya, Burkina Faso, Mali ve Burundi Büyükelçiliklerinin açılmasıyla 32’ye yükselmiştir.” Büyükelçiliklerimizden 26’sında Ticaret Müşavirliğimiz mevcuttur. Ayrıca, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) 15 ofisi ile Afrika genelinde faaliyet göstermektedir.

Kaynak: T.C. Dış İşleri Bakanlığı (www.mfa.gov.tr)

Avrupa’nın Kara Kıta’dan Beklentileri Büyük

Nijerya, Angola, Cezayir, Mısır, Libya, Kamerun, Mozambik, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Sudan, Güney Sudan, Namibya, Ruanda, Ekvator Ginesi, Fildişi Sahili, Gabon, Moritanya, Etiyopya, Gana, Uganda ve Tanzanya’da zengin doğal gaz yatakları var.

Nijerya ve Cezayir bu ülkeler içinde başı çekerken, gelecek 10-15 yılda dengelerin değişeceği, Tanzanya ve Mozambik’in doğal gaz ihracatında üst sıralara yerleşeceği tahmin ediliyor. Bu iki ülkedeki doğal gaz rezervinin Afrika kıtasının yüzde 75’ine tekabül ettiği, Tanzanya ve Mozambik doğal gazının Nijerya doğal gazından daha kaliteli olduğu görülüyor.

“Afrika’nın 2013’te açıklanan doğal gaz rezervinin 1 trilyon metreküpe yakın olduğu tahmin ediliyor. Bugün dünya doğal gaz ihtiyacının yüzde 7’sini Afrika ülkeleri karşılarken, gelecek 10 yılda bu oranın yüzde 25’e çıkacağı öngörülüyor. Enerji uzmanları Afrika doğal gazının 100 yıl boyunca dünyanın doğal gaz ihtiyacını karşılayabileceğini ifade ediyor.” Afrika’da zengin doğal gaz rezervlerinin bulunması küresel aktörler arasında enerji rekabetini kızıştırıyor. ABD, Çin, Kanada, Fransa, Almanya, İngiltere, Japonya, Hindistan gibi ülkelere ait doğal gaz arama ve işletme şirketleri ile yerli şirketler arasında konsorsiyumlar kuruluyor. Çin diğer ülkelere nazaran daha avantajlı… Mozambik ve Tanzanya’daki doğal gaz arama ve üretimini Çin şirketleri elinde bulunduruyor.

12 Afrika ülkesinden doğal gaz alan Çin, karşılığında kredi ve altyapı hizmetleri sunuyor. Japonya da Afrika’daki doğalgaz sektöründen pay almak isteyen ülkelerden biri… 2013’te Afrika kıtasında enerji paylaşımı ile ilgili Japonya 20 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştirdi. Brezilya ve Hindistan gibi ülkeler de son yıllarda pazara dâhil oldu.

Batılı ülkeler için de Afrika doğal gazı vazgeçilmez bir enerji kaynağı… ABD, İngiltere ve Fransa, Afrika doğal gazının taşınmasında söz sahibi… Almanya, eski sömürgesi olan Namibya’da doğal gaz arama ve işletme lisansını elinde bulunduruyor. Doğal gazın paylaşımı Afrika’daki siyasi, etnik ve ekonomik çatışmaları da beraberinde getiriyor. Sudan’ın Darfur bölgesinde çıkarılmayı bekleyen doğal gaz rezervleri şimdiden Çin, Kanada ve ABD arasında bir rekabete neden oldu. Darfur sorunu uzun yıllar Sudan’ı meşgul ettiği için Darfur’da doğal gaz çıkarma işlemlerine henüz başlanamadı. Darfur’un Sudan’dan ayrılması durumunda doğal gaz üretiminin batılı şirketlere geçeceği tahmin ediliyor. Tanzanya’da merkezi yönetim ile Zanzibar adası arasında doğal gazdan kaynaklanan sorunlar bulunuyor. Tanzanya doğal gazının yüzde 65’ini elinde bulunduran Zanzibar Adası’nda şimdiden bağımsızlık söylemleri güçlenmeye başladı.

Afrika’nın Can Damarı; NİL

Nil sularının paylaşımı, Mısır’daki enerji açığı konusunda gerilim konusu… Elektrik üretimi ve tarım alanlarında hayati öneme sahip olan nehir üzerinde Etiyopya’nın inşa etmeye başladığı baraj, iki ülke ilişkilerinde bir süredir büyük sorunlara neden oluyordu. Taraflar Mart 2015’te masaya oturdu ve el sıkıştı.

Kuzey ve Doğu Afrika’da yaşanan anlaşmazlıkların çözümüne ilişkin çabalar sonuç verdi. Ülkeler arasındaki sorunların başında gelen Nil Nehri’nin paylaşımı, Mart ayında yapılan anlaşmayla çözüme ulaştı. Afrika’nın can damarı Nil sularının kullanımı için ilgili üç ülke arasında yapılan tarihi görüşme, anlaşma ile noktalandı. Sudan’ın ev sahipliğinde bir araya gelen Mısır ve Etiyopyalı liderler, Nil nehri üzerine yapılan baraj konusunda el sıkıştı.

Etiyopya’nın 2013’te yapımına başladığı barajı 2017’de bitirmesi bekleniyor. Tamamlandığında Afrika’nın en büyük barajı olacak Rönesans’ın 6 bin megavat elektrik üretmesi planlanıyor. Baraj 4,2 milyar dolara mal olacak.

10 ayrı ülkeden oluşan geniş bir havzaya sahip olan Nil, sınır aşan sular sorununun en net örneklerinden biri… Sorunun kaynağı bölgenin İngiliz sömürgesi olduğu 1929 yılında imzalanan paylaşım anlaşması. Bu anlaşmadan doğan haklarıyla Mısır, Nil suyunun yüzde 66’ya yakınını kullanıyor. Bu da yıllık 55 milyar metreküp su anlamına geliyor. Nil’in kaynağında yer alan ülkeler ise durumdan rahatsız. Başta Etiyopya, Uganda, Tanzanya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ruanda ve Burundi, kaynağında yer aldıkları Nil’in suyunu kullanamadıklarını belirterek daha önce yapılan anlaşmaların yeniden düzenlenmesini talep ediyor. İngilizlerin bulduğu formül ise Nil’in kaynağında yer alan ülkelerin yapacağı barajlar ya da sulama kanalları konusunda Mısır’a veto hakkı tanıyor. Etiyopya hariç Nil’in kaynağında yer alan ülkeler tropikal bölgede yer aldıklarından çok fazla yağış alıyor ancak suyu verimli kullanamıyor. Bu da ülkeler arasında gerilime neden oluyor.

taner_yıldız

Afrika Rezervlerini Kullanamıyor

“Afrika dünya doğal gaz rezervlerinin yaklaşık yüzde 8’i ile petrolün yüzde 10’una, uranyum rezervlerinin ise yüzde 18’ine sahip. Dünya bankası verilerine göre, Afrika mevcut kaynakları etkin bir şekilde kullanamıyor. Sahra Altı Afrikası’ndaki 25 ülkenin toplam nüfusunun yüzde 70’i sık sık elektrik kesintisi yaşıyor. Bölgede kurulu güç sadece 28 gigawatt ve bu, Arjantin’in tek başına kurulu gücüne eşit.”

Durum böyle iken, Afrika’nın enerji politikalarının geleceği, yapılan uluslar arası enerji toplantılarının da ana gündem maddesi. Bu yıl 17’incisi düzenlenen Afrika Enerji Forumu da bunlardan biri. Sürdürülebilir enerji politikalarının belirlenmesi açısından Afrika için önem taşıyan Forum, geçen sene Türkiye’nin ev sahipliğinde 18-20 Haziran 2014 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenmişti. Törende konuşan, dönemin T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, kıtadaki ekonomik büyüme ve hızlı nüfus artışının enerji talebinde de reel olarak bir artışı zorunlu hale getirdiğini dile getirerek, enerji sektörünün de dış politikadan ayrı düşünülemeyeceğine vurgu yapmıştı.

Enerji sektörünün dış politika ve ekonomiyle beraber değerlendirildiğine dikkati çeken Bakan Yıldız, ekonomik büyüme ve hızlı nüfus artışının enerji talebinde de bir artışı zorunlu kıldığına dikkati çekti. Yıldız ayrıca kıtanın doğalgaz, yenilenebilir enerji gibi potansiyellerine işaret etti, elektriğe erişim oranlarındaki adaletsizliği vurguladı: “AB standartlarında enerji tüketen yaklaşık 1 milyar insan toplam küresel enerji tüketiminin 4’te 3’üne denk geliyor. Kabaca bir hesapla bugün Güney Afrika’yı hariç tutarsak, Afrika’daki Güney Sahra bölümünde yaşayan 890 milyon nüfusun kullandığı elektrik, 19,5 milyon nüfuslu New York’un kullandığı elektriğe denk. O açıdan aslında dünyanın yatırımları da objektif ve adilane bir şekilde almaya ihtiyacı var.”

Kaynak: Kuzey Haber Ajansı

G-20 Sahra Altı Afrika Ülkeleri Elektriğe Erişim Konferansı

Türkiye’nin G-20 dönem başkanlığı hasebiyle 2015 yılında ev sahibi olduğu etkinliklerin önemli bir parçası olarak addedilen “Sahra Altı Afrika Ülkeleri Elektriğe Erişim Konferansı”  Enerji İş Konseyi’nin kurumsal destekçiliği ile T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı koordinasyonuyla 1 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirildi.

Oturumun sonucunda söz konusu sorunun çözümü için çok taraflı girişimlerin hızlandırılmasının önemine dikkat çekilerek Afrika devletleri otoriteleri, özel sektör ve uluslar arası fonlama kuruluşlarının birlikte çalışmasının önemi vurgulandı. Dikey entegrasyonun ehemmiyetine dikkat çekilerek B ve G-20’nin aksiyon almasının altı çizildi. Enerjinin sosyal bir mesele olarak tüm taraflarca görülmesinin çok önemli olduğu belirtildi.

Türk Yatırımcı Afrika’ya Hazır

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Yardımcısı Halim Mete, Türk işadamlarının Sahra Altı Afrika’da altyapı inşası anlamında inisiyatif almaya hazır olduklarını söyledi. Sahra Altı Afrika’nın büyük bir enerji altyapısına ihtiyaç duyduğuna işaret eden Mete, bu bölgedeki nüfusun sadece yüzde 37’sinin şehirlerde ve her üç kişiden ikisinin elektrikten yoksun yaşadığını vurguladı. Sahra Altı Afrika’nın doğal gaz ve kömür gibi doğal kaynaklara sahip zengin bir bölge olduğunu fakat en büyük problemini, enerjiye erişimi sekteye uğratan altyapı eksikliğinin oluşturduğunu vurgulayan Mete, “2030’da küresel elektrik ihtiyacının karşılanması için her yıl 30 milyar dolarlık bir altyapı yatırımına ihtiyaç var.” dedi.

Kaynak: DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu)

Aykut ENGİN

Maden Yüksek Mühendisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir