HUKUK KÖŞESİ | Enerji ve Maden Dergisi

HUKUK KÖŞESİ

30 Ocak 2016
Comments 0

Etiketler , , , , ,

Hayri ÖZSOY – Avukat

İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği-Maden Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümünde Yüksek Lisans öğrenimini tamamlayarak Jeoloji Yüksek Mühendisi unvanını aldı. 1993 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Etibank Maden Aramalar Dairesi Başkanlığında Proje Mühendisi olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında ise sırasıyla; Mühendis, Daire Başkanı, Kurul Başkan V. ve Hukuk Müşaviri olarak görev yaptı. Bu dönemde Hamitabat Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.‘de Yönetim Kurulu Üyeliği ve Denetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından emekli olduğu 2007 yılından bu yana serbest avukat olarak çalışmaktadır. Maden hukukuna ilişkin sorularınızı bu köşeden cevaplandırılmak üzere yazarın hayri.ozsoy@gmail.com e-posta adresine gönderebilirsiniz.

MADEN HUKUKUNDA YENİ BİR DÖNEM, 6592 SAYILI KANUN…

İnsanlığın ilkel yaşamdan karmaşık endüstri toplumuna geçiş süreci, maden ve enerji kaynaklarının giderek artan kullanımıyla bağlantılıdır. Madenlerin gerek ulusal gerekse uluslararası ekonominin diğer sektörlerinde özellikle mal üretiminde yaşamsal önemi vardır. Hukukun amacı yalnız toplumu oluşturan kişilerin ilişkilerini düzenlemek olmayıp, aynı zamanda nesnelerin de statüsünü saptamaktır. Bu nedenle her devlet, madenlere ilişkin olarak o devlete özgü hukuk kuralları koyar.

Türk maden hukukunun tarihsel gelişimine bakıldığında dikkati çeken olgu, hukuki düzenlemelerin gösterdiği istikrarsızlıktır. Bu alanda birbirini izleyen ve çok kısa sayılabilecek zaman aralıkları ile o anda ülkenin içinde bulunduğu sosyal, politik ve ekonomik eğilimler doğrultusunda pek çok değişikliklerin yapılması, hükümet programlarında madenciliğe oldukça farklı yaklaşımlarda bulunulması halen ülkemizde devletin kalıcı ve sağlıklı bir madencilik politikasının olmadığının en belirgin kanıtıdır.

Daha önce yürürlükte olan Maden Kanunları bir tarafa bırakılacak olursa 15.06.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3213 sayılı Maden Kanunundan bu yana geçen son 30 yıllık süre içerisinde 6 kez Maden Kanunu değişikliği ile Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği, çoğu maddeleri Danıştay tarafından iptal edilmiş olan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği, Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği ve Maden Kanununun I (A) Grubu Madenleri ile ilgili Uygulama Yönetmeliği de dahil olmak üzere çeşitli tarihlerde çok sayıda yönetmelik değişikliğine gidilmiştir.

Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 5995 sayılı Kanunun yürürlüğe girmiş olduğu 24.06.2010 tarihinden sonra uygulamada sorunlarla karşılaşıldığı şeklinde özetlenebilecek genel bir gerekçe ile Maden Kanununda kapsamlı ve önemli değişiklikler yapan 6592 sayılı Kanun 18 Şubat 2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Anayasanın 168. maddesi ile doğal servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu kabul edilerek bunların aranma ve işletilme haklarının kural olarak devlete verilmesi, kamu malı olarak kabul edilen madenlere kamu mallarının tabi olduğu denetim usulleri uygulanmak suretiyle kamu adına yapılacak denetime etkinlik kazandırılmasının amaçlanması, 6592 sayılı Kanunun hazırlanmasındaki felsefe ve anlayışa da egemen olmuştur. Siyasal otoritenin, ruhsat devirlerinde olduğu gibi daha düne kadar kimsenin iznini gerektirmeden yürüye gelen bazı rutin işlemleri dahi kendi iznine tabi kılma isteği bu anlayış ve felsefenin Kanuna yansımış olan somut bir örneğidir. Şüphesiz bu anlayış ve felsefenin örneklerini Kanunun çoğu maddesinde görmek mümkündür.

Kamu tasarrufunda bulunan taşınmazların; satış, kira, irtifak, takas, tahsis, devir vb. her türlü tasarrufuna yönelik işlemleri için Başbakanlıktan izin alınacağına ilişkin olarak 16.06.2012 tarih ve 28325 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2012/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi de sektörü olumsuz etkilemiştir.

O güne kadar yalnızca bazı belgelerin sunulması neticesinde verilen izinler ile ilgili olarak bu tarihten sonra Başbakanlığa görüş sorulmaya başlanmış, olumsuz görüş verilen izin talepleri Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından sonuçlandırılmayarak sürüncemede bırakılmıştır. Özellikle de madenlerde işletme izni düzenlenebilmesi için Maden Kanununun 7. maddesinde öngörülen bütün izinleri tamamlanmış ruhsatların görüş için Başbakanlığa gönderilmesi ve önemli bir kısmına da olumsuz görüş bildirilmesi neticesinde üretime başlamayı bekleyen, ulusal ekonomimize ve istihdama katkı sağlayacak madenler atıl durumda kalmıştır.

6592 sayılı Kanun ile getirilen en önemli değişikliklerden bir tanesi Maden İşleri Genel Müdürlüğüne verilecek rapor, proje ve her türlü teknik belgeyi hazırlama yetkisinin yalnızca yetkilendirilmiş tüzel kişilere bırakılmasıdır. Kanunun 3. Maddesinde; “Genel Müdürlükçe yetkilendirilen, bu Kanun kapsamında Genel Müdürlüğe verilmesi gereken rapor, proje ve her türlü teknik belgeyi hazırlamaya yetkili, şirket hisselerinin yarısından fazlasının sahibinin mühendis olduğu ya da bünyesinde nitelik ve nicelikleri yönetmelikle belirlenen mühendisler çalıştıran maden arama ruhsat sahibi veya işletmesi olan tüzel kişiler” denilmek suretiyle yetkilendirilmiş tüzel kişilerin tanımı yapılmış, Kanunun Geçici 30. maddesinde bu Kanunla getirilen yetkilendirilmiş tüzel kişilere ilişkin uygulamaların, Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.

6592 sayılı Kanunla değişik 3213 sayılı Maden Kanununun 17. maddesinin 4. fıkrasında; arama dönemleri ile ilgili proje, arama faaliyet raporları ve diğer belgelerin yetkilendirilmiş tüzel kişilerce hazırlanacağı, Kanunun 24. maddesinin 1. fıkrasında; I. Grup (b) bendi ve II. Grup (a) ve (c) bendi madenler için ihale bedelinin yatırılmasından itibaren iki ay içinde, diğer maden grupları için arama ruhsat süresi sonuna kadar, yetkilendirilmiş tüzel kişilerce maden mühendisinin sorumluluğunda hazırlanmış işletme projesinin ruhsat sahibi tarafından Genel Müdürlüğe verileceği, aynı maddenin 8. fıkrasında; V. Grup madenlerin üretiminin arazi yüzeyinden toplanarak yapılacağı, bu madenlerin işletilmesi için yarma, galeri gibi faaliyette bulunulmasının gerekmesi durumunda, yetkilendirilmiş tüzel kişilerce işletme projesi hazırlanarak Genel Müdürlükten izin alınmasının zorunlu olduğu, Kanunun 29. maddesinin 3. fıkrasında; yetkilendirilmiş tüzel kişiler tarafından hazırlanan rapor, proje ve tüm teknik belgelerin ruhsat sahibi tarafından Genel Müdürlüğe verileceği belirtilmiştir.

Kanunun, yetkilendirilmiş tüzel kişiler ile ilgili maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu ve dolayısıyla iptali istemiyle Anayasa Mahkemesinde açılmış bulunan davanın derdest olması bu konuda şu aşamada daha fazla bir şey söylememize engel olmaktadır.

6592 sayılı Kanun ile getirilen önemli değişikliklerden bir tanesi de teknik nezaretçi uygulamasının kaldırılarak kaynak tuzlaları hariç olmak üzere tüm işletmelerde “Daimi nezaretçi” istihdamının zorunlu hale getirilmiş olmasıdır. Teknik nezaretçi uygulamasının maden mevzuatımızda yer alması oldukça eskidir. Mühendis ve maden işletme sayısının az, işletme ölçeklerinin ise küçük olduğu yıllardan günümüz koşullarına kadar süregelmiş bu uygulama ile ilgili olarak uzun yıllardan sonra ilk defa 24.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren 5995 sayılı Kanun ile bazı düzenleme ve iyileştirmeler yapılmış ise de bu yeterli olmamıştır. Kanunun yürürlükte olduğu sürece teknik nezaretçinin görev, yetki ve sorumlulukları faaliyetlerin denetimi gibi algılanmış, bu konuda yetkinin Maden Kanununun 11. Maddesi ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına (Maden İşleri Genel Müdürlüğüne) verilmiş olduğu unutulmuştur. Şüphesiz uygulamanın zaman içerisinde bir sürü aksaklıkları ortaya çıkmış ise de teknik nezaretçi uygulamasının kaldırılması yerine mevcut sorunlar göz önüne alınarak yapılacak yasal düzenleme ile 5995 sayılı Kanun ile yapılan iyileştirmelerin 6592 sayılı Kanun ile devamı sağlanabilirdi.

Maden mevzuatında 2010 yılında yapılan değişiklik ile arama ruhsatı verileceklerde mali yeterlilik şartı aranmaya başlanılmıştı. Bunun devamı mahiyetinde olmak üzere yeni Kanun döneminde işletme projesinde öngörülen yatırımları yapabilmek için yeterli mali gücü olmayanlara işletme ruhsatı verilmeyecektir.

Maden Kanununun 29. Maddesinde yapılan düzenleme ile; I. Grup madenler ve II. Grup (a) bendi madenler için valiliklerce yapılan ildeki planlama çerçevesinde maden bölgeleri oluşturulabileceği ve kısıtlanan alanlardaki ruhsatların rezerv miktarları göz önünde bulundurularak maden bölgelerine taşınarak ruhsatlandırılacağı yönündeki düzenlemenin uygulamaya geçirilmesinin kolay olmayacağı düşünülmektedir.

Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6592 sayılı Kanunun 14. maddesi ile Maden Kanununun 29. maddesi değiştirilmiş ve maden ruhsat sahaları ile hammadde üretim izin sahalarında rezervin verimli bir şekilde değerlendirilmesi, can ve mal güvenliği tedbirlerinin alınması amacıyla birden fazla ruhsatın birbirine mücavir olarak bulunduğu sahalarda faaliyetlerin ortak bir proje çerçevesinde yapılmasına hak sahiplerinin rızasının olması hâlinde Genel Müdürlük kararıyla ruhsat sahiplerinin rızasının olmaması hâlinde Bakan onayı ile karar verilebileceği, bu amaçla, ortak ruhsat alanları içinde belirlenecek termin planları dikkate alınarak işletme izin alanlarının yeniden düzenlenebileceği hükmü getirilmiştir.

Bu şekilde birbirine yakın küçük sahalarda ortak proje kapsamında üretim yapılabilmesine imkan sağlanmıştır. Özellikle İstanbul-Sultangazi-Cebeci taş ocaklarında olduğu gibi ruhsat alanlarının küçük olması nedeniyle derinlere doğru riskli şevler (90-120 m.) oluşturulmak suretiyle üretime devam edilmekte olduğu, ruhsat sınırlarında üretilemeyen hammadde duvarlarının kaldığı, patlatma etkisiyle gevşemiş kaya bloklarının düşme-devrilme riski taşıdığı ve dolayısıyla can ve mal güvenliğinin tehlikede olduğu ocaklarda mevcut sorunların giderilmesi, modern bir madencilik faaliyetine geçilebilmesi için bölgede yer alan ocakların işletme ruhsatları ve işletme izin alanlarının birleştirilmesi suretiyle çevre ile uyumlu bir “Agrega Havza Madenciliği” yapılmasının önü açılmıştır.

Yeni Kanun ile teminat iradı ve ruhsat iptali şeklindeki yaptırımların çoğunun idari para cezasına dönüştürüldüğü, bu durumun maden ruhsatlarının iptal tehdidini azalttığı söylenebilirse de tabiri caiz ise Maden Kanununun giderek adeta ceza kanununa dönüşmekte olduğunu söylemek te yanlış olmaz. Maden hukukundan kaynaklanan ve teknik yönü ağır basan İdari para cezalarına ilişkin davaların; dilencilik, sarhoşluk, gürültü, işgal, afiş asma gibi eylemlerin düzenlendiği Kabahatler Kanunu kapsamında ve görevleri; gözlem altına alma, yakalama, tutuklama kararı, soruşturma dosyası ile ilgili yayın yasağı kararı alma gibi görevleri bulunan sulh ceza hâkimliklerince görülmesi adaletin tecellisini tam olarak sağlamamaktadır. Kanunda idari para cezalarının azaltılarak bunlara karşı açılacak davaların çözüm ve görüm yeri Maden Kanunu ile mutlaka idari yargıya bırakılmalıdır. Bu şekilde Maden Kanunu uygulamalarından kaynaklanan davalarda adli yargı-idari yargı ikilemine de son verilmiş olacaktır.

Yukarıda değinilen değişiklikler yalnızca bunlarla sınırlı değildir. Maden Kanununda yapılan değişikliklerin tümünün ele alınması mümkün olmadığı için bu yazı kapsamında yalnızca etkisi önemsenen yanlarına ilişkin kişisel değerlendirmelere yer verilmiştir. Yönetmelik değişikliğinin henüz yürürlüğe girmediği de göz önüne alındığında Kanun maddeleri bazında uygulamada ortaya çıkan/çıkabilecek sorunlara ilişkin değerlendirmelerimize derginin sonraki sayılarında yer verilmeye çalışılacaktır.

Maden Kanununda 1985 yılından sonra ilk köklü ve kapsamlı değişikliğin yapıldığı 5177 sayılı Kanun döneminde, I (A) Grubu madenler ve jeotermal hariç diğer tüm gruplarda arama ve işletme ruhsatları dâhil olmak üzere kesilen ruhsat sayısı 2006 yılında 13859 iken bu sayı yıllar içinde giderek azalmış ve 2014 yılında kesilen ruhsat sayısı 1625’e kadar düşmüştür. Sektörde giderek yaşanan daralmanın ortadan kaldırılmasının temel çözüm yollarından en önemlisi madencilikle ilgili sivil toplum örgütlerinin katımı ile geniş tabanlı ve uzlaşı ile hazırlanacak liberal bir Maden Kanununun yürürlüğe konulmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir