İKİNCİ NÜKLEER SANTRAL SİNOP’TA | Enerji ve Maden Dergisi

İKİNCİ NÜKLEER SANTRAL SİNOP’TA

19 Eylül 2015
Kategori
Son Haberler
Comments 0

Etiketler , , , , ,

Rusya’nın Mersin’de yapacağı nükleer santralin ardından ikinci santral Sinop’ta inşa edilecek. 

Türkiye, Rusya’nın Mersin’de yapacağı nükleer santralin ardından ikinci nükleer santral için düğmeye bastı. Sinop’ta yapılacak santralin ilk adımında Türkiye ve Japonya arasında ‘Türkiye’de Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesi Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşma ile İşbirliği Zaptı’ imzalandı.

Anlaşmaya göre, Türk şirketlerinin de görev alacağı projede, Türkiye’yi temsilen Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) öz sermayenin yüzde 49’una, Japonya ise yüzde 51’ine sahip olacak. Çevreye daha duyarlı ve daha az atık üretecek santralde kullanılmış yakıt ile radyoaktifin ortadan kaldırılması Türkiye’nin sorumluluğunda bulunacak. Nükleer santral için ise Mitsubishi Heavy Industries’in teknolojisi kullanılacak.

Sinop’a yapılacak nükleer santral projesini kazanan konsorsiyumda Japon Mitsubishi Heavy Industries Ltd’in yanı sıra Itochu Corporation ve Fransız GDF Suez bulunuyor. Santralin işletmesini GDF Suez, inşaatını ise Mitsubishi Heavy Industries Ltd yapacak.

Sinop’ta yapılacak 22 milyar dolarlık büyük yatırım, Türkiye’nin 2023 yılı hedefleri arasına girdi.

Kurulu gücü 4 bin 480 megavat, yıllık elektrik üretimi ise 40 milyar kilovatsaat olacak nükleer santral için yapılacak 22 milyar dolarlık büyük yatırım, Türkiye’nin 2023 yılı hedefleri arasına girdi.

Sinop’a yapılacak olan ve ilk ünitesinin 2023 yılında faaliyete geçmesi hedeflenen ikinci nükleer enerji santrali ATMEA1 reaktör tipinde 4 üniteden oluşacak. Santralde, PWR sistemi olarak adlandırılan basınçlı su reaktörü kullanılacak.

Yaklaşık 7-8 milyar dolarlık bölümü Türk şirketleri tarafından yapılabilecek santralin son ünitesinin ise 2028’de üretime geçmesi planlanıyor.

Önemli Bir İstihdam Alanı Olacak

Enerji Bakanlığı’ndan verilen bilgiye göre, elektrik alım garantisi olacak ikinci nükleer santralin inşaatında 10 bin kişi istihdam edilecek. İnşaatın yapımında maksimum düzeyde yerli şirketlerden destek alınacak ve buna bağlı olarak yan sanayi kurulacak. İnşaat sonrası faaliyet sürecinde ise 450’si mühendis olmak üzere toplam 2 bin kişi çalışacak.

Japonya ile yapılan anlaşma çerçevesinde nükleer teknoloji konusunda eğitim verilerek bu alanda öğrenci yetiştirilmesi, aynı zamanda mühendislerin yetiştirilmesi ve ilerleyen dönemde santralde çalışmalarına olanak sağlanması da kararlaştırıldı.

NÜKLEER ENERJİ SANTRALİ NEDEN İSTENMİYOR?

Türkiye’de nükleer enerji konusunda atılan adımlar ve yapılacak yatırımların gündeme gelmesiyle, nükleer enerji karşıtları da tepkilerini dile getirmek için birçok yerde eylemler düzenledi. Bunun yanı sıra nükleer enerjinin zararları, hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamaların aksine düşünülen büyük orandaki ekonomik maliyetleri ve sebep olacağı sonuçları içeren yazılar, haberler yayınlandı.

Nükleer enerji santrallerinin içerisinde ciddi oranda radyasyon bulunduğu, bunun çevre ve insan sağlığı açısından büyük bir tehlike olduğu vurgulandı. Dünyada büyük çapta yaşanan 4 nükleer kaza da Türkiye’de nükleer enerji santrallerinin yapılmaması gerektiğini vurgulayanlar tarafından örnek gösterildi. Ölümler ve radyasyon hastalıklara neden olduğu gerekçesiyle de birçok insan Türkiye’de nükleer enerji santrallerine karşı çıkmaktadır.

Bu 4 nükleer enerji kazasından ilki İskoçya’da ölümler ve radyasyon hastalıklara sebep olan 1957 yılındaki Windscale kazasıdır. Bir sonraki, 1979 yılında, ciddi bir radyasyon sızıntısının olmadığı kaydedilse de ABD’de gerçekleşen Three Mile Island kazası, 1986 yılında ise Ukrayna’da meydana gelen ve üçüncü nükleer enerji faciası olarak görülen Çernobil kazasıdır. Türkiye’yi de etkileyen Çernobil, en büyük nükleer enerji kazası olarak tarihte yer almıştır. Dördüncüsü de Japonya’da 2011 yılında yaşanan Fukuşima kazasıdır. Bu kazanın nedeni ise meydana gelen 9 büyüklüğünde deprem ve tsunamiler olmuştur.

Filtreler, kullanılmış eldiven, iş elbiseleri gibi katı atıkların yanı sıra tank yıkama suları, laboratuar ve duş suları gibi sıvı atıklar oluşturan nükleer santraller nedeniyle çok fazla sıcak soğutma suyunun karıştığı göl, nehirlerde ekolojik denge bozulmaktadır. Açığa çıkan enerjiden dolayı çok fazla ısınma olan santraller, sürekli soğutulabilmesi için akarsu veya göl yataklarına kurulur. Kullanılan sular çok ısınmış halde akarsu, göl ve denizlere bırakılır, ancak bu sularda yaşayan canlıların ölmesine neden olur.

Bunun yanı sıra nükleer santrallerin zararları ve çeşitli güvenlik sorunlarının çözülmesinde önemli adımlar atılmasına karşın, radyoaktif atık sorunu halen çözümü en güç problem olarak ortaya çıkmaktadır. Tüm bu nedenlerle de toplumun büyük kesiminde nükleer santrallere karşı çıkılmaktadır.

NÜKLEER ENERJİ SANTRALLERİ NEDEN GEREKLİ?

Yapılan nükleer enerji karşıtı eylemler ile gösterilen tepkilere rağmen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na göre Türkiye’de nükleer enerji santralleri neden gerekli? Bu sorunun yanıtını Enerji ve Maden Dergisi okuyucuları için araştırdık.

Türkiye’de nükleer enerji santrali kurulması gerektiğine inanan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın resmi web sitesinde yer alan bilgiler ışığında, konuyu okuyucularımız için derledik.

Bakanlığın sunduğu maddeler içerisinde, Dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olmak amacı, Türkiye’nin 2023 ekonomik hedeflerinden biri olarak yer alıyor. Türkiye’de 10 Bin Dolar olan kişi başına milli geliri 25 bin Dolara çıkarmak, ihracatı ise 500 milyar Dolara çıkarmak amacı da öne çıkıyor. Ancak enerji kaynaklarına bakıldığında ithalata bağımlı bir ekonomiyle karşılaşıldığı, bu nedenle Türkiye’nin 2023 ekonomi hedefini destekleyecek kaynaklardan yoksun olduğu belirleniyor.

Petrol ve doğalgazda dışa bağımlı Türkiye’de nükleer santral yokken; petrol, doğalgaz zengini Güney Afrika, Rusya, ABD, Kanada, Meksika gibi ülkelerde bile nükleer santrallerin bulunmasının önemli ve anlamlı olduğuna değiniliyor.

Bakanlığın yayınladığı verilere göre, yerli ve yenilenebilir kaynakların önemli bir kısmını ithal etmek zorunda olan Türkiye’de, yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulu güç potansiyelinin yaklaşık 136.600 MW düzeyinde olduğu belirtiliyor. Oysa kullanılan güç, 22.075 MW… Kapasite faktörü nedeniyle fiilen kullanabilecek oranın, potansiyelin çok az bir kısmını içerdiği ifade ediliyor.

“Konut, tarım, orman, kültürel ve doğal sit alanları, yollar gibi mevcut arazi kullanım durumlarından dolayı rüzgâr, güneş, hidro gibi yenilenebilir enerji santrallerinin kurulabileceği alanlar sınırlı.”

Konut, tarım, orman, kültürel ve doğal sit alanları, yollar gibi mevcut arazi kullanım durumlarından dolayı rüzgâr, güneş, hidro gibi yenilenebilir enerji santrallerinin kurulabileceği alanların da sınırlı olduğu hatırlatılıyor.

Bu bilgiler neticesinde Bakanlık yazısında, enerji arz kaynakları dışa bağımlı ve kısıtlı iken, elektrik tüketim talebinin sürekli olarak arttığına değiniliyor. Yıllık ortalama yüzde 7-8 oranında artış gösteren elektrik tüketim talebini karşılamak için kurulu güce yıllık 4000-5000 MW ilave yapmak gerektiği de belirtiliyor.

Enerji Bakanlığı’nın yayınladığı yazıya göre, 2023’te 500 milyar kWh’a çıkması öngörülen elektrik tüketim talebinin ancak yarısı yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanabilecek. Ayrıca yenilenebilir enerjinin, iklim koşullarına bağlı olarak sürekli değişkenlik göstermesi nedeniyle 4 mevsim, 7 gün 24 saat çalışan nükleer gibi baz yük santrallerine her halükarda ihtiyaç duyulacak.

“Yenilenebilir enerji nükleerin rakibi değil, tamamlayıcısıdır”

Nükleer karşıtlarının tüm tepkilerine rağmen Akkuyu ve Sinop Nükleer Santralleri için ilk adımları atan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, büyük yatırımların söz konusu olacağı nükleer santrallerin gerekliliğine değinilen resmi web sitesinde şu cümleye de yer veriyor:  “Yenilenebilir enerji nükleerin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.”

Bakanlık tarafından, “Güvenli ama sürekli değil” denilen yenilenebilir enerji, alternatif enerji kaynağı olarak değerlendiriliyor. Nükleer santrallerin, mevsimden ve iklim şartlarından bağımsız olarak sürekli çalıştırılabildiği belirtilen Bakanlık yazısında; 1 yılda 8 bin 760 saatin, bakım dönemleri çıkarılırsa, yaklaşık 8 bin saatinde nükleer santralin sürekli çalışabileceği kaydediliyor.

Kapasite faktöründen dolayı karşılaştırma yapıldığında 10.000 MW nükleer güç santraline karşılık gelmesi için 30.000 MW rüzgâr veya 38.000 MW güneş santrali kurulması gerektiği de hatırlatılıyor. Türkiye’de hidroelektrik santrallerin son 25 yıllık ortalama kapasite faktörüne bakıldığında ise yüzde 42 oranında kaldığı belirtiliyor. Bu nedenle elektrik tüketimlerinin karşılanabilmesi için nükleer enerji santrallerinin gerekliliği yeniden vurgulanmış oluyor.

Akkuyu ve Sinop’ta kurulacak nükleer santraller sayesinde Türkiye, 16 milyar metreküp doğalgaz ithal etmekten ve dolayısıyla doğalgaza yıllık 7,2 milyar dolar ödemekten kurtulacak.

Çok karşı çıkılan Akkuyu ve Sinop’ta kurulacak nükleer santrallere de değinilen Bakanlık yazısında, bu nükleer santraller sayesinde Türkiye’nin, 16 milyar metreküp doğalgaz ithal etmekten ve dolayısıyla doğalgaza yıllık 7,2 milyar dolar ödemekten kurtulacağı savunuluyor. Nükleer güç santrallerini sadece elektrik üretim tesisleri olarak değerlendirmemek gerektiğine yer verilen yazıda, “Nükleer santral projesi, diğer sektörlere de dinamizm kazandıracak. Oluşacak istihdam imkânıyla birlikte Türkiye sanayisine ve teknolojisine önemli derecede katma değer sunacak.” deniyor.

Dünya genelindeki araştırmalara bakıldığında, “IV. kuşak reaktörler” olarak bilinen yeni nesil reaktör teknolojileri ile ilgili yoğun bir çalışma olduğu bilinmektedir. Bu çalışmaların sonucunda, nükleer fisyon teknolojisinde 2020’li yıllardan itibaren önemli değişikliklerin gerçekleşmesi beklenmektedir. Çalışmalar neticesinde hedefler gerçekleşirse, ‘nükleer karşıtlarını ikna edebilecek gelişmeler sunulabilir mi?’, onu da zaman gösterecek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir