SANAYİ ÜRETİMİ İÇİN BÜYÜK TEHDİT: KURAKLIK | Enerji ve Maden Dergisi

SANAYİ ÜRETİMİ İÇİN BÜYÜK TEHDİT: KURAKLIK

27 Temmuz 2017
Kategori
Son Haberler
Comments 0

Etiketler , , , , ,

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan: “Tedbir alınmazsa sanayi üretimimiz için gerekli suyu bulamayacağımız günler bizi bekliyor olabilir.”

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin temmuz ayı olağan toplantısı, “Küresel İklim Değişikliğinin, Sanayimize Üretim, Sürdürülebilirlik, Verimlilik ve Rekabet Gücü Açısından Etkileri” ana gündemi ile gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya, İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu konuk olarak katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2016 Küresel Risk Raporu’nda; iklim değişikliğinin geçmişe kıyasla en önemli risklerden biri olarak görüldüğünü hatırlatarak, “En son geçtiğimiz hafta salı günü İstanbul’da tanık olduğumuz gibi afet derecesindeki ani ve güçlü yağışlar hayatı olumsuz etkiliyor. Dünyada doğal afetler nedeniyle ortaya çıkan ekonomik zararın 250-300 milyar doları bulduğu hesaplanıyor. İklim değişikliğine bağlı su krizleri, gıda kıtlığı, sınırlı ekonomik büyüme, göçler ve artan güvenlik riskleri ekonomiyi olumsuz etkilemektedir. Doğada yaşanan tahribat, aynı zamanda sanayi için çok önemli olan enerji ve hammadde kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını da tehlikeye atıyor. Bir yandan kaynaklar azalırken diğer yandan, enerji başta olmak üzere üretim girdilerinde maliyetler artıyor. Sanayi üzerinde oluşan tehditlere bir örnek verecek olursam: İklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık ve yağış rejimindeki sapmalar sonucu, sanayi için en önemli girdilerden biri olan su kaynakları azalıyor. Öyle ki, tedbir alınmazsa sanayi üretimimiz için gerekli suyu bulamayacağımız günler bizi bekliyor olabilir.” dedi.

İSO Başkanı Bahçıvan: “Yüksek cari açığının en büyük kaynağı enerji ithalatına karşı yerli ve yenilenebilir enerji teşvik edilmeli”

İklim değişikliğine karşı somut tedbirler almamayı, gelecek nesillere yapılan en büyük haksızlık olarak niteleyen Bahçıvan, sürdürülebilir yaşam için bütünsel bir zihniyet değişiminin zorunlu olduğunu belirterek, “Doğayı önemseyen, verimli ve rekabetçi üretim mutlaka radarımıza girmelidir.” dedi. İklim değişikliğinin beklenen etkilerine toplumun her bir bireyinin hazır olması gerektiğini vurgulayan Bahçıvan, sanayinin sürdürülebilirliğini, verimliliğini ve rekabet gücünü koruması için hükümetin, sanayicilerin ve ilgili tüm aktörlerin alması gereken tedbirler için şunları söyledi:

“Ülkemizin görece yüksek cari açığının en büyük kaynağı enerji ithalatımızdır. Kullandığımız enerjinin sadece dörtte birinin yerli üretimden sağlandığı düşünüldüğünde yerli ve yenilenebilir enerji teşvik edilmelidir. Sanayimizin de daha düşük enerji yoğun üretim yapması gerekiyor. Teknolojik gelişmeler bu açıdan yeni imkânlar getiriyor: Önümüzdeki yıllarda imalat sektörünü kökten dönüştürecek olan dijital dönüşümün sunduğu nesnelerin interneti, yapay zekâ ve büyük veri teknolojileri şüphesiz daha verimli enerji kullanımına olanak verecektir. Kısaca; bilim ve teknoloji, sanayimizin kaynak ve enerji verimliliğini başarmasında kilit noktadır. Sanayimiz uygun teknoloji ve temiz üretim uygulamaları ile çevresel tehditleri fırsata çevirerek, verimliliğini ve rekabet gücünü geliştirmelidir. Bu anlayış, üretim sürecinin tamamını kapsamalıdır. Türkiye’de bünyesinde “çevre” adıyla ilk şubeyi kurmuş olan İSO da gururla ifade etmek isterim ki çevre ve iklim konusunda gerekli bilgi ve tecrübeye sahiptir. Bu özelliğe sahip bir oda olarak doğayla barışık, çevreye saygılı bir üretim anlayışını hep savunduk, savunmaya da devam edeceğiz.

Bahçıvan: “İklim değişikliğinde bütün ülkelerin aynı derecede sorumlu tutulması büyük bir haksızlık olur”

İklim değişikliği ile mücadelenin Türkiye ve diğer ülkelerin rekabet gücünün korunduğu adil bir çerçevede sürdürülmesi gerektiğini de dile getiren Bahçıvan, şu açıklamalarda bulundu: “Geçen haziran ayında ABD’nin, 2015 yılında 193 ülkenin imzaladığı Paris İklim anlaşmasından çekilmesi, hükümetler arasında yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. ABD, Paris anlaşmasının kendi dezavantajına olduğunu ve diğer ülkelere ekonomik avantaj sağladığını ileri sürüyor. Buna karşın Avrupa ülkeleri, Çin ve Hindistan, anlaşmaya bağlı kalacaklarını açıklayarak, bu konuda daha fazla iş birliğine yöneliyor. Çin’de 30 bin kişinin yaşayacağı, kendi elektriğini kendi üreten ilk “orman kentinin” inşa edilmesi için hazırlıklar başladı bile. İngiltere 2025 yılına kadar elektrik üretiminde kademeli olarak tamamen temiz kaynaklara geçme planı yapıyor. Ancak, uluslararası iklim anlaşmasına karşı dile getirilen eleştirileri de görmezden gelmemeliyiz. Dünyada sadece 25 şirket küresel sera gazı salınımının yarısından fazlasını; toplam 100 şirket ise gaz salınımının yüzde 71’ini gerçekleştiriyor. İklim değişikliğinde bütün ülkelerin aynı derecede sorumlu tutulması büyük bir haksızlık olur. Bugüne kadarki tahribattan sorumlu olan gelişmiş ülkelerin, iklim değişikliğini ileri sürerek sadece gelişmekte olan ülkeleri durdurmak istemesi hakkaniyetli bir tutum değildir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir