ALTIN GELECEKTE SOFRALARIMIZIN VAZGEÇİLMEZİ OLABİLECEK Mİ? | Enerji ve Maden DergisiEnerji ve Maden Dergisi

ALTIN GELECEKTE SOFRALARIMIZIN VAZGEÇİLMEZİ OLABİLECEK Mİ? | Enerji ve Maden Dergisi

28 Ekim 2020
Kategori
Son Haberler
Comments 0

 

 

Doç. Dr. Hasan HACIFAZLIOĞLU

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Maden Mühendisliği Bölümü

E-mail: hasanh@istanbul.edu.tr

 

 

 

Dünya nüfusu 8 milyara ulaşmak üzere ve 2050 yılına kadar bu sayının 9 milyarı aşacağı tahmin edilmektedir. Her dokuz kişiden biri hala sağlıklı beslenme için yeterli gıdayı bulamazken, hızla artan orta sınıf nüfusunun 2030 yılında 5 milyara ulaşması bekleniyor. Nüfus rakamlarında beklenen bu artış, yüksek besin değerine sahip yiyeceklerin ve minerallerin daha fazla tüketileceği anlamına geliyor.

 

Son yıllarda mineral ve vitamin takviyelerinin tüketiminin hızla arttığına şahit oluyoruz. Hatta altın madeni de sofralarımıza girmiş durumda! Altın madeninin pek çok faydasının olduğu belirtiliyor.

 

Günümüzde mineral takviyelerin maden kaynaklarından üretildiği bilinmektedir. Madencilik işlemleri sonucunda üretilen mineraller, vitamin karışımlarına ve yiyeceklere ilave edilerek tüketilmektedir. İnsan metabolizmasının ihtiyaç duyabileceği çoğu minerali ülkemiz karşılayabilecek durumdadır. Türkiye, maden ve mineral çeşitliliği açısından dünya ülkeleri içerisinde ilk 10 ülke içerisine girmektedir. Bu durum, gıda ve ilaç sektörü açısından da ele alınmalı ve bu potansiyel özellikle covid19 döneminde değerlendirilmelidir. Öyle ki, bazı madenlerin (selenyum, bakır, çinko, demir) antiviral ve bağışıklığı güçlendirici etkileri olduğu da bilinmektedir. Bu makalede, yenilebilen altın madeninden ve sağlığa olan faydalarından bahsedilmiştir.

 

 

Mineral ve Maden Nedir?

Doğal olarak oluşan, belli bir kimyasal formülü olan, inorganik maddelere mineral denir. Doğada 3500’den fazla mineral bulunur. Örneğin, kalsit (CaCO3), manyetit (Fe3O4), manyezit (MgCO3); sırasıyla kalsiyum, demir ve magnezyum mineralleridir. Bu mineraller, diğer değerli ve değersiz minerallerle birleşerek kayaçları oluşturur ve oluşan bu kayaçlarda değerli ise (ekonomik değeri varsa) “maden” adını alır. Değersiz ise (ekonomik değeri yoksa) genellikle halk dilinde bunlara “taş” , bilimsel dilde ise “gang” denir.

 

 

Altın Neden Değerli?

Altın, diğer elementlerle tepkimeye girmez. Suda ya da asitte çözünmez. Paslanmaz, çürümez. Ayrıca, doğada bileşik halinde bulunmaz. Bu yüzden bu kadar değerli ve pahalıdır. Ancak altın diğer minerallerle, bileşik yapmadan bir arada bulunabilir. Örneğin aşağıdaki fotoğrafta altın silisli bir taşın üzerine sıvanmış olarak bulunmaktadır. Bunun nedeni, altının ergimiş olarak magmadan çatlaklar boyunca yükselerek kayaçların üzerine sıvanması ve burada katılaşmasıyla oluşmuş olmasıdır. Yani altın, dünyanın merkezindeki ergimiş magmanın bir ürünüdür. Bazı kaynaklar ise altının uzaydan geldiğine rivayet eder. Öyle ya da böyle, altın, saf temiz, oksitlenmeyen değerli bir metaldir. O kadar değerlidir ki, insan bedeni için de önemli faydaları vardır.

 

Eski Mısır’da, altın suyu olarak bilinen Manna, Firvunların ana besin maddesiydi. Manna ile düşünce gücü aktifleştirilebiliyor, astral seyahatler ve çeşitli doğaüstü eylemler ve mucizeler gerçekleştirilebiliyordu. Başka bir deyişle, Mana insanı insanüstü bir varlığa çevirebiliyordu. Bunu sağlayan, temel madde altın ve altının muhteşem iletkenlik özelliğiydi…

Altın Yenilebilir mi?

 

Altın yemek tamamen güvenli olmakla birlikte, bilim adamları her gün 0.2 gr altın yemenin vücuttaki toksinleri atmasından ötürü yararlı olduğunu savunmaktadır. Altın, Avrupa, Asya ve Amerika basta olmak üzere birçok ülkede tüketilmedir. Bununla birlikte altın birçok yemekte dekoratif amaçla da kullanılmaktadır. Altın bazı ülkelerde sofraların vazgeçilmezi konumundadır.

 

Birçok ülke kültüründe, altın madeni geleneksel yemeklerde yaygın olarak kullanılır. Özellikle Hindistan bu konuda başı çekmektedir. Yaklaşık olarak Hintliler yılda 12 tonun üzerinde altın tüketirler. Mikronize altın tozlarını ve ince altın yapraklarını dekoratif pastalar, yiyecekler ve içecekler yaparak evlilik, sünnet, doğum gibi özel günlerini kutlarlar. Korona günlerin de, altından yapılan maskeler, antiseptik özellikleri nedeni ile sıkça kullanılır olmuştur.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fransa, İtalya gibi ülkelerde en ünlü şefler hazırlamış oldukları en güzel yemeklerini altın tozu ile süsleyerek servis ederler. Günümüzde, balık ve burgerlerden kahveye ve tatlılara kadar restoranlar menülerine 24 karat altın serperek servis ediyor ve bu ürünlere talep günde güne artıyor.  Yine, altın tozları ile kaplanmış meyveler yılbaşı gibi özel günlerin vazgeçilmezi oluyor. Japonya da altın yaprağı ile yapılan saki ve suşiler ihtişam ve güç sembolü olarak görülmekle birlikte yeni yıla girerken yenilen altın yaprağının şans getireceği kabul ediliyor.

 

Osmanlı hükümdarları da altına büyük önem vermiştir. Kanuni Sultan Süleyman yemeklerinde altın yemekteydi. Hatta Viyana seferi sırasında yemiş olduğu tavuklarının üzerine altın tozu döktüğü bilinmektedir. Dönemin Viyana halkı ise altın tozunun çok pahalı olmasından dolayı tavuğun üzerine yine altın renginde olan galeta ununu dökmüşler, yağda kızartarak bugünkü Şnitseli bulmuşlardır.

 

Mısır, Hindistan ve Çin gibi birçok eski kültür ilaç yapımında altın tozu kullanmışlardır. Çinli Batı hanedanı Huan Kuan şöyle söylemiştir: “… ölümsüzler altın ve inci yutarlar, böylece cennette ve dünyada ebedi hayattan zevk alırlar.

 

Diş hekimliğinde de altın en iyi dolgu malzemesidir. Dişeti hastalıklarına karşı iyi toleransa sahiptir ve 20 yıldan fazla süre ile kullanılabilir.  Geleneksel Çin kanal tedavisinde ise altının toksinleri temizlediğine inanılır.  J. Forestier, eklem iltihabının tedavisinde altın karışımı kullanmıştır. Altın içeren ilaçların romatizmal eklem iltihabında, HIV ve kanser tedavisinde kullanılabileceği belirtilmektedir.  Yine çoğu ilaç içersine altın enjekte edildiği de bilinmektedir.

Sonuç olarak uzmanlar, hem geçmişte hem de günümüzde altının yenebileceğini ve tüketilmesinin faydalı olduğunu belirtmektedir. Ancak, altın fiyatının çok yüksek olması nedeni ile şimdilik sadece zenginlerin sofrasına girebilmektedir. Türkiye’nin yerli ve milli 6 bin 500 tonluk altın rezervi bulunmaktadır. Bu altınların hızla çıkarılması ve dar gelirlinin de sofrasına altının girmesi dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir